Son zamanlarda LinkedIn’de, Twitter’da ve hatta Instagramda sizin karşınıza da “Yapay zeka ile 10 dakikada uygulama yaptım” videoları, “Artık kodlama öğrenmenize gerek yok, yazılımcılık öldü” başlıklı o iddialı, büyük laflar çıkıyor mu?

Bir yanda teknolojinin getirdiği o inkar edilemez heyecan, o “vay be” anları var, evet. Ama diğer yanda, ekran başında, klavye başında yıllarını eskitmiş bizlerin midesine oturan o tuhaf, tanıdık yumru. Sektördeki havayı kokladığınızda o gerginliği alıyorsunuzdur.

Zihinleri kemiren o rahatsız edici sorular dönüp dolaşıp aynı yere geliyor:

“İki cümlelik prompt yazan herkesin ‘yazılımcı’ oldum diye gezdiği bir dünyada benim yıllarımın, o sabahladığım gecelerin, tecrübemin değeri ne?”

Eğer bu soruyu kendinize soruyorsanız, yalnız değilsiniz. Haksız da değilsiniz. Yazılım dünyası şu an, belki de tarihinin en kaotik, en gürültülü “geçiş dönemini” yaşıyor. Toz duman arasında neyin doğru neyin yanlış olduğunu görmek zor.

Gelin, yapay zekanın o parlak vitrininin arkasına geçip, sahada, mutfakta neler olduğuna ve bizi bekleyen asıl tehlikelere cesurca bakalım.

Vasatlık Dalgası ve “Frankenstein” Yazılımlar

Şu an tam anlamıyla bir “altına hücum” dönemi yaşıyoruz. Eline promptu alan madene koşuyor. Sektördeki en büyük yanılgı burada başlıyor: Kodu “çalıştırmak” ile bir sistemi “mühendislik disipliniyle inşa etmek” arasındaki fark silikleşti.

Konuya uzak veya az bilgili kişilerin AI’ya yazdırdığı ürünler, dışarıdan bakıldığında harika görünebilir. Butona basınca çalışır, veriyi kaydeder, ekranda gösterir. Müşteri veya patron için “tamamdır” bu.

Ama biz buzdağının görünmeyen kısmını biliyoruz.

Bu ürünlerin çoğu, farklı yerlerden kopyalanmış kod parçalarının yama usulü birleştirildiği, veritabanı normalize edilmemiş, güvenlik açıklarıyla dolu “Frankenstein canavarları”. Mimari, ölçeklenebilirlik veya teknik borç kavramlarını hiç duymamış biri, bu ihtiyaçların varlığından bile habersiz olduğu için elindeki sonucun mükemmel olduğunu sanıyor. Cehaletin verdiği bir cesaret var ortada.

Bu durum, kısa vadede kaçınılmaz olarak mesleğin itibarını zedeliyor. “Yazılım yapmak bu kadar kolaymış, ne gerek var o kadar maaşa” algısı, gerçek uzmanlığa olan saygıyı şu sıralar epey düşürmüş durumda.

Senior’ın İkilemi: Kendi Ayağımıza mı Sıkıyoruz?

Kafaları kurcalayan bir diğer mesele de şu matematik hesabı: “Eğer ben AI sayesinde artık 5 katı iş yapabiliyorsam, 4 kişi işsizmi kalacak. Ya ben o 4 kişiden biri olursam?”

Mantıklı görünüyor ama teknoloji tarihi genelde böyle işlemiyor.

Evet, sadece mevcut sistemlerin bakımını yapan, etliye sütlüye karışmayan ve konfor alanında kalan ekipler küçülecektir. Onlar için tehlike çanları çalıyor.

Ama madalyonun diğer yüzü var. Bir iş ucuzladığında ve hızlandığında, ona olan talep azalmaz, aksine patlama yapar. Eskiden 20 kişilik bir ekip ve 2 yıl gerektirdiği için “pahalı” denilip rafa kaldırılan projeler, şimdi AI destekli 3-5 sağlam senior ile 6 ayda yapılabilir hale geliyor. Şirketler “daha az adamla aynı işi” yapmayacak, “aynı adamlarla çok daha büyük ve karlı işlere” girişecekler.

Senior’ın rolü değişiyor. Artık “angarya kodları yazan” değil, yapay zeka ajanlarını yöneten, büyük resmi gören, mimariyi kurgulayan bir “sistem orkestratörü” olmak zorundayız.

Asıl Tehlike: Kayıp Kuşak ve Geleceğin Usta Krizi

Yukarıdakiler bugünün dertleri. Ama bence tartışmanın en can alıcı ve en sinsi noktası, gelecekle ilgili olanı.

Sektörde on yıllardır tıkır tıkır işleyen “usta-çırak” ilişkisi kırılmak üzere. Hatta kırıldı bile.

Eskiden bir junior işe nasıl başlardı? Angarya işlerle. Basit bir CRUD ekranı, unit test yazımı, HTML/CSS düzeltmesi… Usta bu işi çırağa verirdi ki işi öğrensin, pişsin.

Bugün sorun şu: AI, bu giriş seviyesi görevlerin %80’ini saniyeler içinde, hatasız ve bedavaya yapıyor. Şirketler haklı olarak “Bu basit işler için neden junior alıp yetiştirmekle uğraşayım? Seniorum AI ile zaten hallediyor” diyor.

Merdivenin ilk basamakları kaldırılıyor. İlk işini bulamayan genç, nasıl tecrübe kazanıp usta olacak?

Daha da korkutucu bir senaryo var: İş bulan veya kendi kendine öğrenenlerin durumu.

Biz eskiden yazılım öğrenirken “acı çekerdik”. Bir hatanın nedenini bulmak için 4 saat ekrana bakar, forumları talan ederdik. O acı, o zihinsel çaba, bilginin beynimize kazınmasını sağlardı. Bugünün genci hatayı aldığı an AI’a yapıştırıyor, çözümü alıyor, kopyalıyor ve geçiyor.

Kod çalışıyor mu? Evet. Peki o genç o kodun neden çalıştığını gerçekten anladı mı? Hayır. O sorunu çözmek için gereken zihinsel kasları gelişti mi? Hayır.

Bu gidişat, “kod üretebilen ama mühendislik yapamayan”, yüzeysel bilgiye sahip, AI olmadan adım atamayan bir “ara nesil” yaratma riski taşıyor.

Yazılım Öldü mü?

Gelecek karanlık değil, ama bugünkünden dramatik ölçüde farklı olacak. Şu an içinde bulunduğumuz bu “vasatlık tsunamisi”, bu “herkesin yazılımcı olduğu” illüzyon dönemi sürdürülebilir değil. Tarih bize bir şey öğrettiyse, o da her teknolojik balonun sonunda rasyonel bir düzeltme hareketiyle patladığıdır.

Piyasa, acı ama gerekli bir “büyük ayıklanma” sürecine hazırlanıyor.

Bugün ucuza ve hızla, yama usulüyle ayağa kaldırılan o “Frankenstein” yazılımlar, ilk ciddi kullanıcı yükünde çöktüğünde, ilk sofistike siber saldırıda delindiğinde veya iş modeli değişip de köklü bir mimari değişiklik gerektiğinde ne olacak? O gün, “kod üreten” ile “mühendislik yapan” arasındaki farkı, şirketler en pahalı yoldan, para, veri ve itibar kaybederek öğrenecekler.

Bu kriz anı, sektör için bir dönüm noktası olacak. Peki bu toz duman dağıldığında ayakta kimler kalacak?

1. “Hibrit Mühendisler” Yükselecek: Gelecek, AI’dan korkanların ya da AI’a teslim olanların değil; onu bir uzvu gibi kullanabilenlerin olacak. Ayakta kalacak olanlar, temel mühendislik prensiplerine (algoritmalar, veri yapıları, sistem tasarımı, güvenlik) o kadar hakim olacaklar ki, AI’ın ürettiği çıktının kalitesini saniyeler içinde tartabilecekler. Onlar artık sadece “kod yazan” değil, AI ajanlarından oluşan ekipleri yöneten stratejik orkestra şefleri olacaklar.

2. İnsan Faktörü Hiç Olmadığı Kadar Değerlenecek: AI kod yazabilir ama sorumluluk alamaz. Bir finans uygulamasında hata olduğunda AI’ı mahkemeye veremezsiniz. Karmaşık bir müşteri toplantısında, teknik gereksinimlerin altındaki politik ve duygusal ihtiyaçları AI sezemez. Geleceğin değerli yazılımcısı, teknik derinliğinin yanı sıra, iletişim, empati, kriz yönetimi ve etik muhakeme yeteneği güçlü olan insan olacak.

3. Gençler İçin Zorlu Bir Yol Ayrımı: Sektöre yeni girenler için mesaj net: AI’ı bir “koltuk değneği” olarak kullanırsanız, zihinsel kaslarınız körelir ve bu ayıklanmada ilk elenen siz olursunuz. Ancak AI’ı bir “öğrenme hızlandırıcısı” olarak kullanır; onun verdiği cevabı kopyalayıp geçmek yerine “Neden böyle yaptın? Alternatifi nedir? Bunun yan etkisi ne olur?” diye sorgulayarak kendinizi zorlarsanız, geçmiş nesillerin 10 yılda geldiği noktaya 3 yılda gelebilirsiniz. Ustalık yolu artık daha sarp, ama tırmanmayı göze alanlar için zirve çok daha yüksek.

Özetle; yazılımcılık ölmüyor, sadece kabuk değiştiriyor. “Kodlama angaryası” bitiyor, gerçek “yazılım mühendisliği” çağı, tüm sancılarıyla birlikte yeni başlıyor.